İktidarda PKK mı var?

 

Türkiye'de PKK tek başına iktidar olsa, AKP'nin bugün yaptıklarını yapmaz. Türk milletinin gazabından korkar ve bu kadar ileri gidemez. Ama ne yazık ki, bu milletten tek başına iktidar yetkisi almış bir parti, PKK'dan daha ileri gidebiliyor. Bütün işini gücünü bir kenara bırakmış, PKK'nın hedeflerini, hayallerini ve planlarını hayata geçirmekle meşgul olmaktadır. O kadar ki, AKP öncesinde bir PKK'lı bu kadarının yapıldığını rüyasında görse, "her halde afakanlar bastı. Sağılım iyi değil" diye yakınırdı.

Caninin AKP öncesindeki durumu

İmralı canisinin AKP öncesinde yaptıkları ve söyledikleriyle, bugün yaptıkları ve söyledikleri insaf ve vicdan sahibi herkesin malumudur. AKP'nin ne olduğunu, kime ve neye hizmet ettiğini, bebek katilinin durumu ve geçirdiği başkalaşım çok net ortaya koyuyor. Bu katil AKP öncesinde, can korkusuyla kendini sorgulayanlara, yargılamayı yapan mahkemeye yalvarıyor, "devletin vereceği her görevi yapmaya hazırım" diyordu. "MHP'nin fırsatı olsaydı, beni 3 günde asardı" sözleri, yine bu caniye aittir ve devlet kayıtlarında ve gazete arşivlerinde mevcuttur. Yıllarca kendine gösterilen inde yaşamını sürdürdü ve en küçük bir şikayette bulunmadı. Bu cani neredeyse unutulmuştu ve varlığından bile kimse haberdar değildi. PKK hedef olarak sadece Kürtçe konuşmanın serbest bırakılmasını öngörüyor, daha fazlasını istemeyeceğini taahhüt ediyordu. Dağdaki katiller fırsatını bulunca kaçıyor ve devlete sığınıyordu. Sonrasında da ifşaatlarıyla bu kanlı örgütün çözülmesini sağlıyorlardı. Zaten ülkenin her yerine huzur gelmiş ve bu cinayet şebekesi hemen hemen vazgeçmişti.

Yorum (0) Tıklanma: 12223

Devamını oku...

Türk Milliyetçilerinin Başına Gelenler

 

Dünyada Türkler ne ise Türkiye'de de milliyetçiler odur. Dünyada oluşturulan algıya göre Türk barbardır, gayri medenidir, ilkeldir, kana susamıştır, cahildir velhasıl kötülüklerin kaynağıdır. Türkiye'de milliyetçiler ama özellikle de Ülkücülerin etrafında inşa edilmeye çalışılan algı da böyledir.

Dünyanın her yerinde 100 yıldır Ermeni tehciri konuşulur ama Balkan göçlerini kimse umursamaz. Yahudilerin 2. Dünya savaşında yaşadıkları acılar dillere destandır. Kırım'dan bir halkın kundaktaki bebeleri, yürümeye mecalsiz nineleri bir gecede sürgüne gönderilişlerinden bırakın dünyayı, kendi milletimizin bile pek haberi yoktur.

Gelelim Türkiye'ye. Nazım Hikmet'i herkes bilir. Kendisi ülkesini gönüllü olarak terk etmiş; gitmiş Sovyetlerdeki Türklüğün bütün aydınlarını katleden, Kırımı ve Kafkasları sürgüne gönderen Stalin'e sığınmayı tercih etmiştir. Aynı dönemlerde başına gelmedik kalmayan fikir ve edebiyat adamı Atsız'ın çektiklerinden kimlerin haberi vardır peki? 1940'larda Türkçü fikir ve edebiyat adamlarının yaşadıkları zulümleri kimler bilir?

Deniz, Mahir, Yusuf'u herkes bilir de Mustafa'yı, Halil'i, Selçuk'u kimler hatırlar? İmamoğlu, Özmen, Önkuzu kimlerin hafızasındadır? Diyarbakır dillere destandır da Mamak'ta yaşananları kimlere duyurabildik?

Milliyetçiliğin bu "mağduriyeti", "sistemin-merkezin" dışına itilmesi sadece bir döneme has bir durum değildir, her dönem böyledir. Ayrıntılara girmeden sizlere her 10 yılda milliyetçilerin başına gelenleri aktarayım.

Yorum (0) Tıklanma: 13418

Devamını oku...

Türkleşmek, İslamlaşmak, Ülkücüleşmek yahut BOP’laşmak, AB’leşmek, Diyaloglaşmak!




Başlık sarsıcı mı geldi? Niyet tahrik etmek değil, haddimce uyarmaktır. Türk milletinin geleceği yeniden kurgulanmaktadır.

Karşımıza neo-kölemen, neo-Tanzimatçı ve neo-Damat Feritimsi siluetler beliriyor bu günlerde... Şimdi iki seçenek ile karşı karşıyayız. Birinci seçenek, gözümüzün içine baka baka ülkemizi kuşatan yeni-haçlı düşünceyi temsil eden BOP, AB ve Medeniyetler İttifakı merkezli kurgulamadır. Bunlar Türk milletini Batı'nın İslam dünyasındaki kölemenlerine dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bizim olmayan meseleler Batı tarafından bize yaptırılmak istenmektedir. Kendi medeniyet ve iman dünyamızdan miras her ülkümüzü kayıtsız şartsız teslim etmeye hazır bir Damat Ferit kişiliğini yaşatmayı amaçlıyorlar. Bu projelerin özü budur!

Abartıyor muyum? O zaman soruyorum: Ey Türk milleti, bir şeyler size tuhaf gelmiyor mu sahi? Türkiye'de yıllardır laikliği dinsizlik olarak nitelendiren eski İslamcılar bugün gidiyor Mısır'a, Tunus'a Arap dünyasına laiklik dersi anlatıyorlar. Yıllardır AB'yi Hıristiyan Kulübü olarak görenler, AB'ye tam üyelik imzası nedeniyle Ankara'da havai fişeklerle karşılanıyorlar. Bir zamanlar Kaddafi'nin Yeşil Kitap'ını başucu kitabı yapanlar Kaddafi'nin katliamının kutlayıcısı oldular. Irak'tan milyonlarca din kardeşimiz katledilirken susanlar; dün "Kardeşim Beşir Esad" diye pozlar verenler bugün Rusya'yı Bileşmiş Milletlerin Suriye'ye müdahale etmesinin veto ediyor diye kınıyorlar. Dün Ayasofya için gözyaşı dökenler, bugün Akdamar'da kilise açıp Sümela'yı ibadete açmak ve Ayasofya'nın putlarını gün yüzüne çıkarmakla övünüyorlar. İstiklal mahkemelerine hocalara zulmettiler diye beddualar gönderenler Cuppeli Ahmet Hoca'yı niçindir bilinmez hapse tıkıp hiçliğe mahküm ettiler. Zinayı yasak olmaktan çıkardılar. Domuz eti üretimi ve tüketimi memlekette patlama yapıyor. Bunların zamanında daha önce "İslami Finans Kurumları" artık birer banka oluveriyorlar. Saymakla bitmez. Peki niçin? Niçin BOP-Medeniyetler ittifakı? Bunlar Türklerin veya İslam dünyasının projeleri olmadığına göre neye hizmet ediyorlar?

Yorum (0) Tıklanma: 12435

Devamını oku...

Mefkûre Bilinci



Kalbi Hira Dağı'nda atarken, ayakları Tanrı Dağlarına basabilen adam olmak mevzusudur bu. Her omuzdan bunu kaldırmasını beklememek gerek...

Bizler... Her birimiz kendi şahsiyetimizden mesulüz. Ülkücülük karakter meselesidir. "Ülkücüyüm" diyebilen insan attığı adımın dahi vebal taşıdığını
farketmeli. Bu sosyolojik farkındalığın kaynağı sorumluluk bilincinden ziyade iman ve tevelli'dir.

İman ve tevelli denizinde bir su damlası olan Ülkücü, kendi denizinde yaşayan canlıların yaşayabilmesi için diğer su damlaları ile birlikte hareket etmesi hususunda inancı gereği kurumamak gayesinde sorumluluğunu yüklenmiştir, Elhamdülillah!
Beyindeki sorumluluk olgusu, kalpteki imandan yoksun kalırsa bu dava bir adım ileri gitmez. Lakin bu durumun tam tersi söz konusu değildir. Bizatihi, iman varsa imkanda vardır...

Bunları neden mi söylüyorum? Kimine göre çok basit kelimeler olan; sorumluluk, şuur, karakter, iman gibi manası derin mevzuların yeni nesil genç
kuşağımızın hüsn-ü zat'ında pek bir önemi yok maalesef...
Peki Türk Gençliğinde vuku bulan bu keşmekeşliğin, umursamazlığın,vurdumduymazlığın sebebi nedir? Neden her geçen gün, medenileşme adına batılılaşmaktayız? Niçin kültürümüzü yaşatmaktan yana davranmıyoruz? Geleneklerimiz utanç anlamına mı geliyor? Eğlenmek, hoplayıp zıplamak, tembellikgençliğin üzerinde ölü toprağı serpili...

Yorum (0) Tıklanma: 2272

Devamını oku...

Türk Düşmanlığı

 

Ne oluyoruz? Hangi terimlerle konuşuyoruz? Özlemlerimiz mi değişiyor? Bunlar marjinal kesimlerin dili diyerek geçiştiremezsiniz. Bunların aldıkları oy ne ki, bırakın istedikleri şekilde konuşsunlar etkileri ne diyememeyiz. Söylenenler birileri tarafından gün geliyor devlet idaresinde kullanılıyor. Böylece karmaşa ve yön bozukluğu ortaya çıkmış oluyor. Geldiğimiz noktadan ileri doğru gideceğimize, değişimin cazibesine kapılarak önünde gelişim olmadığı için geriye doğru gitmekteyiz.

Bazılarının çığırtkanlıklarını demokratik girişimler olarak görüp, taviz üstüne taviz verenler, işlerin içinden çıkılmaz bir hal aldığını hala görmek istemiyorlar. Hatırlayın bir karmaşa, izinsiz yürüyüş esnasında BDP'li Sebahat Tuncel bir başkomiseri tokatlamıştı. Ve başkomiserin şahsında Türkiye Cumhuriyeti Devletine büyük hakaretler etmişti. Bu olay üzerine ne oldu? Koskoca bir hiç…

Günler, aylar geçti. Bu sefer de Diyarbakır'da polisle karşı karşıya gelen BDP'liler itiş kakış yaşadılar. Bu kez daha öncede doktor dövdüğü iddia edilen BDP'li Özdal Uçar bir sivil polise yumruk atmış. Bu yumruktan sonra ne olacak? Koskoca bir hiç… Neden? Çünkü o bir milletvekili. Dokunulmazlığı var. Ve yaptıkları her şeye hoşgörüyle bakan insanlar ve istedikleri her şeye taviz veren bir iktidar ve desteğini aldıkları bir ana muhalefet partisi var.

BDP'li Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, " 12 Eylül faşizmini aratacak kadar aşağılanmış bu sistemi lanetliyorum. Emniyet güçleri akıllarını başlarına alsınlar. Gerekirse bomba olur, onların vücutlarında ben patlarım. Yeter artık." diye bağırmış, sonuç; yola devam. Belediye başkanı burası Kürdistan demiş, diğeri Amed demiş, bir diğeri Kürdistan topraklarında ayrı bir bölge de devletçikten söz etmiş… Daha neler neler söylenmiş. Ancak her seferinde yola devam kararı alınmış.

Yorum (0) Tıklanma: 10992

Devamını oku...

Haçlıyla Kol kola Girip Filistin'e Ağlamak

 
Suriye meselesi diyerek iki yıldır koşan, her ortamda konuşan Erdoğan - Davutoğlu ikilisi bakalım İsrail'in saldırısı için onla bununla telefonlaşmaktan başka ne yapacak?

Suriye içinse hop oturup kalkanlar, İsrail'e sadece laf olsun diye mi esip gürleyecek? Belki İstanbul Adliyesindeki Ağır cezada ikinci bir İsrail davası açılır. Erdoğan 'İlâhiyat Fakültesinde' bir törene katılır 'Five Minute' çeker. Belki birde ABD gazetelerine makale yazarlar.

İslam Konferansı örgütü bir şey yapabilir mi? Şimdiye kadar ne yaptı? Havanda su dövdü. Anlayamadığım bunca duyarsızlığa karşın dini oluşumların prim yapması. Allah'la kandırmaktan korkmuyorlar, gün gelip musalla taşına başlarını koyacaklarını da mı düşünmüyor bunlar?

Türkiye'deki Müslüman kitleyi elde tutmak için yıllardır 'İsrail düşmanlığı yapıp Filistin destek mitinglerine' imza atan kesim, gazetesine 'İsrail senden nefret ediyoruz' yazıyor. İktidara 'hani bölgede çok seviliyordun. Arap ülkelerinde ellerinde Erdoğan resmi dolaştırıyorlardı. Onları bir araya getir, ABD'ye gücünü göster, İsrail'i durdursun' diyebiliyor mu birisi? Demez, demiyor. Erdoğan gibi güçlü resmedilen bir lidere, sekiz milyon nüfuslu İsrail karşısında susmak yakışıyor mu? Valla bu sorunun cevabını 'durmak yok, yola devamcılar' cevaplasın. Ne diyeceğimi bilemedim, nutkum tutuluyor iki yüzlülükten.

Yorum (0) Tıklanma: 1648

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012