"Görünmez Kilise" ve Protestan İmam


ABD'de ziyaret ettiği Fethullah Gülen ile görüşen Alman gazeteci Rainer Hermann Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesinde yayınlanan

"Hayır işle ve sabırla etkisini göstermesini bekle" başlıklı makalesinde:

"Hâlbuki Gülen'in geleneğine sadık kaldığı İslam tasavvufu hiyerarşi tanımıyor. Kaldı ki generallerin söz sahibi olduğu bir dönemde görünür bir örgütlenme yapısına sahip olmak tehlikeli de olurdu. "  *1

Alman yazarın yazısını yayınlayan Zaman, Gülen’i aklamanın telaşında!

Alman yazarın, Gülen’le bizzat görüşüp yazdığı yazıda görülebileceği gibi, gizli bir teşkilatlanma içinde olduğu ortaya çıkacaktır.

“Generallerin söz sahibi olduğu bir dönemde”:

yani, Ergenekon ve Balyoz safsatalarıyla tutuklanan, atlantik ittifakına karşı olan askerlerin, ekarte edilmesinden önce: “görünür bir örgütlenme yapısına sahip olmak tehlikeli”ydi. Artık cemaat, camiaya ve oradan da ‘hizmet’ kavramıyla tanımlanan görünür bir örgütlenme olarak varlığını sürdürmekteydi.

İslam’ın, İsevileştirilmesi misyonunda, stratejik önemi olan fethullahî gericilik; emniyet, istihbarat, hukuk ve eğitimde güç kazanmış ve CIA merkezli olan kimliğini açıktan görünür kılmıştı. Güneydoğu’da, Kürt-İslam (:aslında İsevi) Üniversitesi hazırlıkları, sempozyumlarla ve sivil toplum örgütleriyle İslamcı/İsevilik merkezli çözüm önerileri uygulanmakta ve asıl sorun olan: “ağalık”, “toprak mülkiyet ilişkileri”, “ekonomik sömürü” ötelenmektedir.

Yorum (0) Tıklanma: 1715

Devamını oku...

Fetullahçılık İslam içerisine sokulan Bahai fitnesidir

 

 

 

İslam içine Sokulan Nurculuk fitnesi Bahaîliğin değişik bir versiyonudur. Fethullah’ın rejim düşmanlığı ya da ABD adına yüklendiği görev değil… Ben O’nun İslamiyet’in içine sokulmuş bir Truva atı olup olmadığını sorguluyorum. O bir Truva atı mıdır? Fethullah Bahaîlerin gizli lideri midir? Amaç İslam dinini tahrif etmek midir? Gerçek ve halis müslüman kitlemizi Fethullah’tan nasıl koruyabiliriz? Ve benim için işin en önemli yanı 21. asrın en büyük dinamik gücü olan Türkçü gençliğin Türk-İslam sentezi adı altında kandırılmasının önüne geçme yollarının ortaya konmasıdır… Nurculuğun Türk milliyetçilerinin sırtına basarak Tevrat ittifakı kurmasının önüne geçmek, Orta Asya’da misyonerlik okulları açarak İngilizceyi Orta Asya’da tek dil haline getirme çalışmaları Bahalılerinde savunduğu Tek bir dünya devleti ve Dünya dilli görüşlerinin tıpatıp aynısıdır.

     Fethullah’ın birinci gayesi Türk devletini ele geçirmek, ikinci gayesi ise, geçmişin intikamını almak için İran’ı istila edip İran’la harbe girmektir… O, bu operasyonda Turancıları kullanmayı düşünüyor… Bütün Türk dünyasını ele geçirdikten sonra ise önce aldatmaca bir dinler diyalogu oluşturacak sonra da gerçekte bir Tevrat ittifakı olan Bahaîliğe geçiş sürecini başlatarak bütün dünya dinlerini Bahaîlik altında birleştirme sürecini başlatacaktır.

       Bahaîlik sıradan bir tarikat veya cemaat değildir. Hatta Bahaîlik İslam içinde bir mezhep de değildir. Bahaîlik, 3 büyük dini, İslamiyeti, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye çalışan bir dinlerüstü mezheptir. İran’da İslam öncesi geleneklerini sürdürmek isteyen ve bu nedenle İslamiyeti diğer dinlerle birleştirmeye ve tahrif etmeye çalışan çeşitli tarikatlara dayanmaktadır. Bahaîliğin ortaya çıkışını 800’lü yıllara kadar götüren Fethullah’ın Müslümanlık anlayışının ardında aslında kökeni İran’a dayanan bu İslam dışı tarikatlar vardır.

Yorum (0) Tıklanma: 3260

Devamını oku...

Yıldırım'ın Hezeyanı Ve Edep!


Prof. Dr. Suat Yıldırım'ın ayet aralarında kırmızı harflerle Tevrat ve İncil'e göndermeler yaptığı Kur'an mealini hiç görmemiştim. Yıldırım'ın bir meali olduğunu biliyordum ama elimde yeterince meal olduğu için merak etmemiştim. Cevizkabuğu programında Prof. Dr. Yümni Sezen, Hulki Cevizoğlu'na kitabı uzatıp, "Şu ayeti okur musunuz?" deyince bilgi sahibi oldum.


... Çünkü ABD'de Tevrat, İncil ve Kur'an'dan alıntılarla hazırlanmış "Gerçek Furkan" adlı bir uydurma kitap vardı. Bu da ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir uygulamasıydı.

Suat Yıldırım, konu ile ilgili ilk programa telefonla katıldı ve yeterince konuştu. Hatta iki saat kadar görüşlerini anlatma imkanı buldu. Sonraki programlara ise katılmadı.

Yıldırım, Zaman gazetesinde "İddialar hezeyandan ibaret" başlığı altında, "muarız"larının gevelediğini ve iftira attıklarını, halkın bu provokasyonu uygulayanların Kur'an'a ne derece bağlı olduklarını çok iyi bildiğini yazdı. "Utanmazlar" dedi. Yıldırım, "Amerika BOP'u üç sene önce 2003'te açıkladı. Benim mealim ise 1998'de yayınlandı" diyerek, bu projelerle hiçbir ilgisinin bulunmadığını anlatmaya çalıştı!

Yorum (0) Tıklanma: 2109

Devamını oku...

Diyalog Değil, Monolog



Sanal alemde dolaşan ve Raşida Hankin imzasını taşıyan mesaj bana da geldi. Başlığı, Diyaloğu emreden ayetler... Bindörtyüz senelik İslam Dünyası'nda, ilk defa bu son yıllarda ortaya atılmış bu diyalog bidatini Kur'ana nasıl uydurdular diye baktım ve hayretler içinde kaldım. Çünkü diyalog emri diye gösterilen ayet, Ali İmran suresinin 64. ayetiydi ve meali şu idi.


- (Resulüm) De ki: Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek bir söze geliniz. Allah'tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rab'ler edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman: Şahit olun ki biz Müslümanlarız deyin.

Eğer kötü niyet değilse bilgisizlik, yanlışlık, idraksizlik bu kadar olur. Zira bu, diyalog miyalog değil, Allah'ın peygamberi vasıtasıyla, kullarına tebliğ ettiği bir emirdir.

Evet bir tebliğ emridir ve bir Hakk'a Davet'tir. De ki tebliğ emri, peygamberedir. Bu tebliğin muhtevasının muhatapları Müslümanlar değil, ehl-i kitap denilenlerdir. Zira Müslümanlar zaten o söylenenlere iman etmişlerdir. Kullarına semahat gösteren Yüce Allah bu ayetlerde emrinin asgari sınırlarını da tayin etmiştir, peygamber bile bu şartların dışına çıkamayacaktır.. Hiçbir Müslüman'ın, peygambere aşamadığı sınırları aşıp kendi başına ve kendi aklına göre, ehl-i kitapla diyaloga gireceğim diye girdiği yanlış yolu mazur göstermek için ayetleri de tersinden anlamaya ve taviz vermeye hakkı da, haddi de...

Allah'ın emri...

Ayrıca Peygamber'e, bu emrin kabul edilmemesi halinde ne yapılacağı da ayette belirtilmiştir. Bin diyalogcuyum diye diyaloga devam etmek değil, biz müslümanız deyip onlardan ayrılmak Allah'ın emridir. Hakkı açıklamaktan İslam'ın izzetinden, son peygamberin ve Kur'anın ismetinden amentülerimiz birdir diyerek vazgeçmek yoktur.

Yorum (0) Tıklanma: 2170

Devamını oku...

Dinlerarası Diyalog Ve Misyonerlik Faaliyetleri

 

Özellikle son yıllarda ülkemizin değişmez gündem maddeleri arasında kendisine sağlam bir yer edinen dinlerarası diyalog ve misyonerlik faaliyetleri, orta ve uzun vadede ülkenin geleceği üzerinde kalıcı ciddi etkiler yapabilecek tabiatı dolayısıyla, karşı karşıya bulunduğumuz handikaplar listesinin başlarına, hatta en başına yerleştirilmelidir.


~ * ~

Bismillâhirrahmânirrahîm

Zira söz konusu faaliyetler, ülkemizi ve insanımızı "din" ve "kültür" gibi temel varoluş alanlarında zayıflatmayı, kuşatmayı ve son tahlilde teslim almayı hedeflemekte, bu hedefe ulaşabilmek için başta siyaset ve ekonomi olmak üzere birçok enstrümanı etkin biçimde kullanmaktadır.

Bu bakımdan dinlerarası diyalog ve misyonerlik faaliyetleri yürütülürken ön plana çıkarılan "hoşgörü, barış, çoğulculuk, farklılıklara tahammül, İbrahimî dinlerin birliği..." gibi kavramsal gücü olan "masum" ve "sivil" tabirlerin, bu meyanda yalnızca birer "maske" işlevi gördüğünü tesbit etmek durumundayız.

Elbette bu kanaatimiz sadece bu iki faaliyetin AB süreci ile birlikte büyük bir ivme kazandığı vakıasından kaynaklanmıyor. Bu faaliyetlerin maksadına, yürütülüş biçimine, aralarındaki ilişkiye ve yürütenlerine atfedilecek yüzeysel bir nazar bile, özellikli bir tarihin ve özellikli bir coğrafyanın çocukları olarak bizleri bu faaliyetler hakkında başkalarından daha hassas olmaya icbar ediyor.

İlerleyen paragraflarda ilgili dokümanlardan iktibasen göreceğimiz gibi "diyalog" ve "misyon(erlik)", en azından Vatikan için birbirinden ayrı ve bağımsız düşünülemeyecek iki kavramdır. Vatikan için bir yerde diyalog varsa, orada perde gerisinde misyon(erlik) vardır ve bir yerde misyon(erlik) varsa orası daha önce diyalog faaliyetleri tarafından "uygun zemin" haline getirilmiş demektir. Bu, en azından II. Vatikan Konsili'nden sonra kesin olarak böyledir.

Bu itibarla bu tebliğde dinlerarası diyalog faaliyetleri ile misyonerlik faaliyetleri birbirinden bağımsız olarak ele alınmamış, bu iki olguya aynı bağlamın birbirini bütünleyen cüzleri olarak itibar edilmiştir.

Yorum (0) Tıklanma: 2216

Devamını oku...

Diyalogcu Nurcular ve Üstadları

 
Son dönemin "diyalogcu nurcuları"nın bu "ekümenik misyon"u ve "ABD planına taşeronluk hizmeti" son çeyrek asırla sınırlı değildir.

Diyalogcu nurcular, T. Üçal, Y. Kapusuz ve S.Yüksek gibi yerli "nurcu papaz"

(Bkz. Milliyet, 15 Aralık 2001; Zaman, 1 Nisan 2005) ve pastörlerle olan ilişki ve destekleriyle AB süresinde Türk Milleti’nin Hıristiyanlaştırılmasına, en azından "Ilımlı" laştırılmasına katkıda bulunmuyorlar sadece...

Aynı zamanda AB ve ABD’nin 50–60 yıllık planı olarak "Ekümenik Patriklik" sevdalısı Fener papazına "yerli muhafazakâr zırh" olmayı uzun süreden beri sürdürüyorlar.

Tevarüs eden Amerikancı misyon

Son dönemin "diyalogcu nurcuları"nın bu "ekümenik misyon"u ve "ABD planına taşeronluk hizmeti" son çeyrek asırla sınırlı değildir.

Bu bağlamda günümüzün diyalogcu nurcuları, sarmaş dolaş pozlar vermek ve Ramazan sofralarında iftar duaları yaptırmak suretiyle "ekümenik sevdalı Patrik Bartho"yu milletimizin nezdinde meşrulaştırma ve ABD’nin planına taşeronluk yapma vazifesini Garibüzzaman Said Kürdî’den devralmışlardır.

İslam medeniyetinde hiç rastlanmamış biçimde "Hıristiyan şehit" gibi Haçlı itikadı hükümleri üreten ve bunu İslam itikadı imiş gibi risaleler yoluyla pazarlayan Garibüzzaman Said Efendi’nin (Bkz. Bkz. Kastamonu Lahikası, s. 75), risalelerini kaleme aldığında birer nüshasını Papa XII. Pie’ye gönderdiği, Papa’nın da buna mukabele ettiği gözden kaçmamalıdır (Bkz. Küresel Barışa Doğru, Gazeteciler ve Yazarlar vakfı yay. s 131; Köprü, s. 2, Kasım 1997, s. 110–116).

Garibüzzaman, ekümenik papazla sarmaş dolaş

Yorum (0) Tıklanma: 2122

Devamını oku...

Yabancı Basında F.Gülen ve Cemaat Faaliyetleri

Bu başlıkta topladığım makalelerin, satır aralarını görmek gerek.
Çevrenizde olup bitenleri belki daha iyi anlarsınız.

Saygılar

Site Yöneticisi

 

 


 

'NE MUTLU MÜSLÜMANIM DİYENE'... AKP, Kürtleri kazanmak için Fethullah Gülen’i kullanıyor


The Economist, AKP hükümetinin Kürtlerin desteğini kazanmak için İslam’ı kullandığını da dile getirerek, partinin Fethullah Gülen cemaatinin de desteğini aldığını ileri sürdü.

AKP’nin “Ne Mutlu Türküm diyenin” yerine “Ne mutlu Müslümanım diyeni” tercih edebileceğini öne süren dergi, “Din, ılımlı İslami AKP’nin en güçlü silahı haline geldi. Din, Diyarbakır’ın kontrolünü elde etmeye çalışan ılımlı İslami AKP’’nin en güçlü silah haline geldi” yorumunu yaptı. Kentteki varoşlarda AKP’ye sempatinin büyüdüğünü dile getiren dergi partinin bedava kömür ve okul kitapları dağıttığına da dikkat çekerek, “Bu ‘cömert harcamalar’ ve ‘mütevazı reformlar’ sayesinde AKP’nin son seçimlerde bölgede oyların yüzde 50’sinden fazlasını aldı” sözlerine yer verdi.


“Türkiye’nin en zengin İslami’ cemaat olarak adlandırdığı Fetullah Gülen cemaatinin, AKP’ye daha fazla Kürt oyunu kazanmaya yardım ettiğini öne süren dergi, cemaat üyelerinin Kurban Bayramı sırasında 60 bin aileye et dağıttığına dikkat çekti. Aynı cemaatten çok sayıda doktorun Kürt bölgelerinde hastalara ‘bedava check-up ve tedavi’ teklif ettiğini de dile getirdi.

Yorum (0) Tıklanma: 3514

Devamını oku...

CIA Raporlarında Ilımlı İslam


Kaynak:
Rand.org "Civil Democratic Islam: Partners, Resources and Strategies"


Raporun 38. sayfasında Ilımlı İslamcı olarak Türkiye'den Fethullah Gülen'in adı örnek olarak veriliyor. 39. sayfada da Ilımlı İslamcılar'ın en büyük eksikliklerinden birinin "ekonomik güç" olduğu vurgulanıyor ve maddi açıdan desteklenmeleri isteniyor
CIA'nin 88 sayfalık raporunun girişinde şu cümleler dikkat çekiyor: "İslam Dünyası kendi değerlerini ve doğasını tanımlamanın kavgasını yaşıyor. Peki ABD'nin bu kavgadaki öncelikleri neler? Önce İslamiyet'ten kaynaklanan şiddetin önlenmesi, sonra ABD'nin İslamiyet'e karşı olduğu imajından kaçınılması ve daha sonra da İslam dünyasının demokratikleştirilmesine yönelik atılacak radikal adımların planlanması...İslam dünyası şu an gelişme yoksunluğu ve globalleşme ile uyumsuzluk sorunlarıyla boğuşuyor ve bugüne kadar İslam dünyasında çare için bulunan milliyetçilik, Pan-Arabizm, İslam devrimi vb. kavramların da bu çözümde yetersiz kaldıkları görülüyor." Bu tanımlamadan sonra raporda İslam dünyası 4 başlıkta şöyle kategorize ediliyor: "

1) Köktendinciler: Demokratik değerleri redderler ve İslami değerlerle yönetilen otoriter bir devlet biçiminden yanadırlar.

2) Tutucular: tutucu bir toplum isterler ve modernleşme ve değişim konularına kuşkulu yaklaşırlar.

3) Ilımlılar: İslam dünyasının, globalleşmenin bir parçası olmasından yanadırlar ve İslamda reform ve modernleşme isterler.

4) Laikler: Din ve devlet işlerinin ayrılmasından yanadırlar. Batı türü demokrasiden yanadırlar ve dini kişi düzeyine indirgemeye çalışırlar."

Yorum (0) Tıklanma: 2079

Devamını oku...

"Nurcular'ın ismi değişti, küfrü hoş görenler" oldu

 

 

Küfre Hoşgörü:
Fethullah Gülen'in Fener Rum Patrikhanesi Başpiskoposu Patrik Bartholomeos ile birlikte hoşgörü toplantıları yapması, konuşmalarında; "Toplumumuz, diyaloğa, hoşgörüye açıkmış... Keşke her köşeye bir hoşgörü vakfı kursak da herkes hoşgörü soluklasa!"şeklinde beyanatlar vermesi üzerine bu yazının yazılması zaruri olmuştur.
Öyle ki toplantıya bütün hıristiyan temsilcilerini davet etmiş, Vatikan İstanbul temsilcisi Georges Morovitch, Katolik Cemaati Ruhani Lideri Kati Pelatre ve Türkiye Bağımsız Protestan Kiliseleri Sözcüsü İsa Karataş da katılmıştır.
Gülen, dostu patrikle kucaklaşıp kendisine ayrılan yere değil de, Patrik'in yanına oturuverince; Patrik Bartholomeos, "Sayın Hoca'mızla birbirimizi çok seviyoruz. Eminim ki burada hazır bulunanlardan kimse bunu kıskanmıyor."demiş, Fethullah Gülen'e bir de hediye vermiştir.
Nurcular alenen küfrü hoş gördüler. Bu açık ilân ve beyan karşısında halk merakla şu suali soruyor:
"Nurcular müslüman mıdır?"
Halk merak edip bu işin içyüzünü öğrenmek istiyor, "Nurcular"ın müslüman olup olmadığını merak ediyor.
Biz iç yüzünü anlatalım, kararı siz verin.
Birgün oturuyordum. "Allah'ım! Nurcuların bayrağı nedir?"dedim. O anda papazın asasını gösterdiler. "Bunların bayrağı budur."dediler. Bildirdiği için gördüm, bildim ve ilân ettim.

Yorum (0) Tıklanma: 4050

Devamını oku...

Nurculuk Denen Sayıklama




Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekanın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. Medenî insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.

Türkiye'de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasviye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.

Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.

Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, "Saîd-i Nursî" adında cahil bir Kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i Nursî'nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.

Yorum (0) Tıklanma: 2061

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012